Şiirimizin büyük ustası Bedri Rahmi Eyüboğlu, Anadolu’yu ‘Bin memesinden bin bereket fışkıran kutsal ana’ olarak betimler. Gerçekten de bu topraklar uygarlığın şafağı olan Neolitik Çağ’dan itibaren birbiri ardı sıra tarih sahnesinde yükselip, birbirlerinden aldıkları maya ile doruğa ulaşan büyük kültürleri bağrında beslenmiştir. Üç yanını saran denizlerde yelken açan gemiler Bronz Çağı’nın en büyük uygarlık odakları olan Mısır ve Mezopotamya’nın etkilerini Anadolu’ya taşımıştır. Ama Anadolu bütün bu etkileri her zaman kendi potasında sentezlemiş, tarihin her döneminde kültür ve sanatta kendi özgün üslubunu yaratmıştır.
Anadolu; doğal kaynaklar, özellikle de altın, gümüş, bakır, kurşun ve demir yatakları bakımından çok zengindir. Çayönü ve Çatalhöyük Neolitik yerleşim merkezlerinden çıkartılan şaşırtıcı güzellikte taş ve kemik aletler ile takılar arasındaki doğal saf bakır ve kurşundan yapılmış süs eşyaları belki de insanlık tarihinin en eski maden işleme örnekleridir. Anadolu’da İ.Ö. 4. bin yılda gelişen ve İ.Ö. 3. bin yılda zirvesine ulaşan kuyumculuk sanatının kökleri 7 binlere kadar uzanan bu metalurji geleneğine dayanmaktadır.

Defineci Deniz
